Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba Sempozyumu

ANKARA’DA BEDRİ NOYAN DEDEBABA’YI ANMA ETKİNLİĞİ YAPILDI
-Kazim Balaban / Viyana
.
Ankara’da 2-3 Aralık tarihinde T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Alevi- Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin destekleri ile Bektaşi Babagân Bektaşiliğin en üst makamında bulunan Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba’yı anma etkinliği düzenlendi.
Çoğu Akademisyen olan 38 kişilik Bilim Kurulu’nun dolaylı destekleri ile yapılan sempozyumda 50 kişilik geniş bir konuşmacı kadrosu belirlendi ve bunların tamamına yakını etkinliğe katılarak Bilimsel Makalelerini sundular.
.
Etkinliği DÜZENLEME KURULU;
•Alevi – Bektaşi Cemevleri Başkanlığı, Alevi –Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Eğitim ve Yayın Daire Başkanı Dr. Sayın Nimet ALTINTAŞ;
•Babagân Bektaşiler adına Sayın Hacı Dursun GÜMÜŞOĞLU Halife Baba,
•Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nden Hacı Bektaş Veli Araştırmaları ve Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Sayın Fahri MADEN,
•Munzur Üniversitesi Alevilik Araştırma ve uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Sayın Aziz ALTI olmak üzere toplam 4 kişilik ekip tarafından oluşturuldu.
.
ONUR KURULU;
•Babagân Bektaşilerin en üst makamında bulunan Sayın Ali Haydar ERCAN Dedebaba,
•Bedri NOYAN Dedebaba’nın oğlu Sayın Kurtcebe NOYAN,
•Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Mehmet Naci BOSTANCI,
•Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kâzım ARICAN, ve
•T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Alevi – Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Sayın Ali Rıza ÖZDEMİR tarafından oluşturuldu.
.
AÇILIŞ KONUŞMALARI;
•Babagân Bektaşilerin en üst makamında bulunan Sayın Ali Haydar Ercan Dedebaba adına vekâleten Sayın Hacı Dursun Gümüşoğlu Halife Baba,
•Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba’nın oğlu Kurtcebe Noyan adına vekâleten tayin ettiği bir vekil,
•Alevi – Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Sayın Ali Rıza ÖZDEMİR,
•Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Musa Kâzım ARICAN,
•Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Mehmet Naci BOSTANCI tarafından yapıldı. Başta Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere Ulusal Kurtuluş Savaşı kahraman ve şehitlerine bir dakikalık sayfı duruşu yapıldı ve İstiklâl Marşı okundu.
BİLDİRİLERİN KONULARI,
•Bektaşilikte Dedebaba’lık Kurumu’nun Tarihi, Dünü ve Bugünü,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Hayatı ve eserleri,
•Dedebaba’ya atfen ‘’Bir Muhibb-i Sâdık’ın Hatırladıkları,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Yayınlanmamış Eserleri ve Yazıları,
•Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba’dan Hatıralar ve Düşünceler (Konuşmacılar: Dursun Gümüşoğlu Baba, Gürkan Özen Baba, Berrin Özen Anabacı, Nevruz Akpınar Baba’ya vekâleten Zerrin Gülsoy Dervişe Bacı, Zeynel Abedin Tekeshanoski Baba (Makedonya), Zekerija Memishoski Derviş (Makedonya) Haluk Hilmi Derinöz Baba konuşmalar yaptılar. Arnavutluk’tan Admir Meçudori Baba, başka bir Baba’nın Cenaze hizmetlerini yürütmek, Eliton Baba Pashaj Baba ise ulaşım zorlukları nedeni ile konuşmacı oldukları halde bulunamadılar)
•Bedri Noyan Dedebaba’nın 8 Ciltlik Eserinin Orijinal Nüshalarının değerlendirilmeleri,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Eserlerinde Ortaçağ Anadolu’sunda Siyasi, Sosyal ve Kültürel Hayat,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Eserlerinde Türklük, Türk Tarihi, Türk İslam Düşüncesi
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Tanrı anlayışı,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Batı Anadolu Bektaşiliği için önemi,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın yeni bulunan Yayımlanmamış Şiirleri,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik adlı Eserlerinde ki Şiirler ve özellikleri,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın 40 Yıl önce Hayrettin İvgin’e gönderdiği mektuplar ve Değerlendirmeler,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Öğretisinde Stratejik Derinlik ve Anlam Zenginliği,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Sanatsal Kişiliği ve Hat Sanatı,
•Bedri Noyan Dedebaba ve Balkan Bektaşiliği,
•İcâzetname ve Mektuplarla Bedri Noyan Dedebaba,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın İslam Algısı,
•Bedri Noyan’a göre Bektaşilik Algısı,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Düşkünlük Kurumu ile İlgili Görüşleri,
•Girit Bektaşiliği ve Bedri Noyan Dedebaba Bağlantısı,
•Bedri Noyan Dedebaba ve Makedonya Bektaşileri,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Bektaşiler arasında Birlik arayışları ve Siyasi Yönelimi,
•Bedri Noyan Dedebaba’dan aldığım Eğitim,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Bektaşi Fıkralarına Bakışı,
•Bedri Noyan Dedebaba ve Denizli’de Bektaşilik,
•Ali Haydar Ercan Dedebaba
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Eserlerinde Bektaşi Tekkelerinin Askeri Faaliyetleri ve Asker Kökenli Bektaşiler,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Eserlerine göre Alevi ve Bektaşi Cenaze Erkânları (Konuşmacı Sempozyuma katılamadı)
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Bektaşilik Yoluna Hizmetleri,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Kur’an Meali,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Halkevi Başkanlığı ve Dergiciliği (Karacadağ Dergisi)
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Diyarbakır Halkevinde Yaptığı Çalışmalar ve Halkevi Dergisinde ki Yazıları,
•Bedri Noyan Dedebaba’nın Eski Dergilerde Yayımlanmış Yazıları üzerine.

DEĞERLENDİRME OTURUMU KONUŞMACILARI;
Prof. Dr. Gıyasettin AYTAŞ, Hacı Dursun GÜMÜŞOĞLU Baba, Prof. Dr. Fahri MADEN.
.
SEMPOZYUM ADINA GENEL BİR DEĞERLENDİRME;
Bu Sempozyum hem içerik, hem inançsal, hem de sosyal olarak çok önemli bir çalışmadır. Konuşmacıların önemli bir kısmı Bektaşi Babaları, Derviş ve Bacıları, Muhib ve Aşıklarıdır. Bektaşi olmadığı halde konuşmada yer alan diğer kişiler ise esasta konularına son derece hakim, derslerine iyi çalışmış akademisyenlerdi. Ayrıca Alevi kökenli yazarlar da vardı.
İlk defa hem kapsam, hem de katılım, hem de devlet ilişkileri açısından çok önemli bir sempozyum yapılmış, katılımın yoğunluğu yüzünden çoğu zaman salonda oturacak yer kalmadığından çok sayıda izleyici ayakta dinlemişlerdir.
Bedri Noyan Dedebaba’nın sadece Bektaşi Yol ve Erkânı değil, Türk kültürü açısından da çok kapsamlı bilgilere sahip olduğu belgelenmiştir. Cumhuriyet değerlerine, Atatürk ve onun devrimlerine, Laik’liğe son derece bağlı bir profil çizen Merhum Noyan Dedebaba, külliyat çalışması ile akıllara durgunluk verecek büyük bir zengin tarihi bir araya getirmiş, binlerce el yazması ve kaynakları latin alfabesine ve Türkçeye çevirerek nesillere ışık tutacak büyük bir hizmeti gerçekleştirmiştir.
Bektaşi olanlar zaten hizmet anlayışına ve Balım Sultan’dan bu yana 550 senedir devam eden erkânına bağlı insanlar olarak onun bu çalışmalarından çeşitli kesitler sunarak takdir etmişlerdir. Ancak Akademisyenlerin sunduğu bildiriler de çok değerlidir. Onun TIB doktorluğu yanında Müzik, Hat sanatı, şiirler ve benzeri önemli özelliklerini ele almış ve akademik açıdan önemine vurgu yapmışlardır.
Merhum Dedebaba sadece bilgisi ile değil, entelektüel birikimi, aydın bir düşün adamı olması dolayısı ile çok geniş çevrenin dikkatini çekmiş bir şahsiyet olarak, kazanımlarının gün ışığına çıkarılması, devlet ve akademik çevre nezdinde yüksek düzeyde takdir görmesi çok önemlidir. Bektaşiliğin Türkiye ve Balkan ülkeleri öncelikli çevre ülkelerde bıraktığı barışçıl ve çağlarının ilerisinde hizmetleri ve o hizmete yön veren anlayışın çok önemli bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Nihayet Türkiye Cumhuriyeti içinde yetersiz de olsa bu ihtiyacın fark edilmesi ve bu birikimden yararlanmak için böyle bir sempozyum çok önemli olmuştur. Bunun etkileri muhtemelen artarak devam edecektir.
Bir diğer önemli gelişme de şudur. Bedri Noyan Dedebaba’nın henüz basılmamış ve fakir tarafından toparlanıp yayıma hazır hale getirilmiş eserleri dahil olmak üzere, daha önce Ardıç Yayınevinde Merhum Şakir Keçeli Baba tarafından basılmış 9 ciltlik eserlerin bir araya getirilerek Alevi – Bektaşi Cemevi Başkanlığı tarafından tekrar yayınlanması kararının alınmasıdır. Kitaplar basıldıktan sonra muhtemelen Cemevi Başkanlığı tarafından geniş bir çevreye takdim edilecektir.
Bu kitapların tekrar basılması çok önemlidir. Bu kitapları arayan ve bulamayan kesimlerin çok geniş bir çevre mevcuttur.
Bu konuda başta Alevi – Bektaşi Cemevi başkanlığı başta olmak üzere Kültür bakanlığı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörlüğüne, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörlüğüne, Alevi – Bektaşi araştırma Kültür Dairesi başkanlığına çok teşekkür ediyorum.
Önemli bir teşekkür ve minnet de Merhum Dedebaba’nın külliyatını 9 Cilt halinde hazırlayıp sunan, Manzum Kuran-ı Kerim ve Aşk Risalesi dahil eserleri yayımlayan Merhum Şakir Keçeli Baba’dır. Eğer bu eserler Şakir Keçeli Baba’ya ait olan Ardıç Yayımevi tarafından basılmamış olsa idi muhtemelen böyle kapsamlı bir sempozyum düzenlenmemiş olacaktı. Olsa bile kapsamı bu kadar geniş ve verimli olmazdı. Bu konuda Merhum Şakir Baba’ya minnettarı(zm).
.
Hal ehline muhabbetlerimle.

Kazım Balaban Baba

Kazak Abdal

NEFESLERİ:

Benim pirim Hacı Bektaş Veli’dir
Pirim piri Şâh-ı Merdân Ali’dir
Seyit Ali Sultan Kızıl Deli’dir
Mürsel Baba oğlu Sultan Balı’dir

Erenlerin lokmasindan yer isen
Gerçek imâmların aslın der isen
Dinle pendi san derim er isen
Mürsel Baba oğlu Sultan Balı’dir

Arslan gibi apul apul yürüyen
Kendi özün Hak sırrına bürüyen
Kepenegin yanı sıra sürüyen
Mürsel Baba oğlu Sultan Balı’dir

Mümin olan lokmasini yedirir
Her sözleri rumuz ile bildirir
Gümânsiz bil onu gerçek velidir
Mürsel Baba oğlu Sultan Balı’dir

Kizil Deli ocagindan uyanan
Bastan basa yesillere boyanan
Varip pirin esigine dayanan
Mürsel Baba oğlu Sultan Balı’dir

Mekân tutmus Hanbagi’nda bucagin
Bulutlara agip tutan sancagin
Uyandiran pirimizin ocagin
Mürsel Baba oğlu Sultan Balı’dir

Kazak Abdal der rivâyet eyledim
Üç yüz altmis er ziyâret eyledim
Bu da söz basi hikâyet eyledim
Mürsel Baba oğlu Sultan Balı’dir

—*—

Eşeği saldım çayıra
Otlaya karnın doyura
Gördüğü düşü hayıra
Yoranın da avradını

Münkir münâfıkın soyu
Yıktı harap etti köyü
Mezarına bir tas suyu
Dökenin de avradını

Müfsidin bir de gammazın
Malı vardır da yemezin
İkisin meyyit namazım
Kılanın da avradını

Derince kazın kuyusun
İnim inim inilesin
Kefen dikmeye iğnesin
Verenin de avradını

Dağdan tahta getirenin
Mezarına götürenin
Talkınını bitirenin
İmâmın da avradını

Kazak Abdal söz söyledi
Cümle halkı dahleyledi
Sorarlarsa kim söyledi
Soranında avradını

—*—

Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda insan beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermek için kesan beğenmez.

Alemi ta’n eder yanına varsan
Seni yanıltır bir mesele sorsan
Bir cim çıkmaz eğer karnını yarsan
Camiye gelir de erkan beğenmez.

Elin kapısında kul kardaş olan
Burnu sümüklü hem gözü yaş olan
Bayramdan bayrama bir traş olan
Berbere gelir de dükkan beğenmez.

Dağlarda bayırda gezen bir yörük
Kim tımar sipahi kimi ser bölük
Bir elife dili dönmeyen hödük
Şehristana gelir ezan beğenmez.

Bir çubuğu vardır gayet küçücek
Zum-ı fasidince keyif sürecek
Kırık çanağı yok ayran içecek
Kahvede fağfuri fincan beğenmez.

Aslında neslinde giymemiş hare
İş gelmez elinden gitmez bir kare
Sandığı gömleksiz duran mekkare
Bedestene gelir kaftan beğenmez.

Kazak Abdal söyler bu türlü sözü
Yoğurt ayran ile hallolmuş özü
Köyden şehre gelen bir köylü kızı
İnci yakut ister mercan beğenmez.

İnternette Kazak Abdal:

Antoloji.com

Düşün Haber

Kazak Abdal Vikipedi

 

Feylesof Rıza Tevfik Bölükbaşı

 

 

 

 

 

 

“Harabat ehliyiz bu bir âlemdir

Şevk ile bunda dem sürenlerdeniz

Hesap sorma bizden biz hayli demdir

Defter-i ameli dürenlerdeniz

 

Hun-i dil nuş ettik bezm-i sefada

Zevk-i cavidanı bulduk rızada

İfa-yı ahd için vakti belada (Kal-u belada)

Tiğ-i kahra göğüs gerenlerdeniz

 

Bu nefs-i hotkamı çekip de dare

Gülerek ser verdik ulu hünkâra

Bir gamze uğruna didar-ı yare

Canla başla gönül verenlerdeniz

 

Teveccüh kılmadık bab-ı niyaza

İrfanla eriştik rütbe-i naze

Aşina çıkmışız şubede baze

Perdelerin ardından görenlerdeniz.

 

Şiir meşk eyledik şirin sözünden

Gizlice bir yoldan batın yüzünden

Kâbe-i maksuda erenlerdeniz

Ey Rıza dervişiz dervişni hadız

 

Alaik kaydından çözülmüş şadız

Mest-i layakılız gamdan azadız

Postu meyhaneye serenlerdeniz.”       Feylesof Rıza TEVFİK

 

[i] Kanı nuş ettik sefa meclisinde

[ii] Ölümsüz bir zevk bulduk rızada

[iii] Nazeniniz, rütbe-i naze irfanla. Niyaz ehli değiliz naz ehliyiz.

[iv] Şubedebaz Karagözü oynatan demek

[v] Yani gösteriş kaydından çözülmüş şadız.

 

Nefes

Gel derviş, beri gel, yabana gitme;
Her ne arıyorsan inan sendedir.
Nefsine beyhude eziyet etme,
Kâ’beyse maksudun Rahmân sendedir.
Çöllerde dolaşıp seraba bakma,
Allah Allah deyip sehâba bakma.
Talibi Hakk isen kitaba bakma,
Okumak bilirsen Kur an sendedir.
İlminle bir kılı, kırka yararsın,
Gördüğün ru’yâda sâde sen varsın,
Etrâfına bakıp kimi ararsın,
Bu tehî kubbeyi kuran sendedir.
Kılı kırk yarmağa irfândır deme;
Ona vahşi, bana yabandır deme;
Şuna gerçek, buna yalandır deme;
Birinin aslı yok, yalan sendedir.
Ayrı ma’nâ verme küfr ile dîne;
Varıp gelme şaşkın, şekk ü yakîne;
Arifsen âğâh ol sırr-ı mübîne;
Vesvesen küfürdür, îmân sendedir.
Gir gönül şehrine, dolaş bir kerre,
Kıyâs et ne imiş güneşle zerre;
Yalnız sen kaadirsin hayr ile şerre,
Şerre mâil isen Şeytân sendedir.
Cilve etsin dersen kemâl ile Hak,
Çıkıp benliğinden bir kendine bak;
“Enelhak” sözünü dilinden bırak,
Lâfa kulak verme, irfân sendedir.
Nefsini evvelâ çıkar aradan,
Bir renge boyanma aktan, karadan;
Gönlünde berk urur nûru yaradan,
Zulmette dolaşma, Yezdân sendedir.
İşittim babasız bir oğulmuşsun,
Hem cennette doğmuş, hem koğulmuşsun;
Hem kesret istemiş, hem boğulmuşsun,
Allah’ın suçu ne? İsyân sendedir.
Gayrıdan arayıp derdine çâre,
Ne varlık verirsin mûr ile mâre?
Cennetten çıktınsa be hey âvâre,
Havva’yı aldatan yılan sendedir.
Şânın pek âlîdir, ne var pest isen?
Her şeye taparsın put-perest isen?
Bâde-i aşk ile eğer mest isen,
Kendine gel âşık, cânân sendedir.
Câhil mezâhire Hakk diye bakar,
Her köşe başında bir kandil yakar,
Bu seyl-i havâdis durmayıp akar,
İlel-ebed baakî kalan sendedir.
Menbaı sendedir feyz-i hayâtın,
Gelip giden canlar hep nefehâtın.
Hayretten boğulma, bu kâinâtın,
Hepsi bir katredir, ummân sendedir.
Her şeyin varlığı senin özündür.
Kendini çok gören kendi gözündür,
Bu mülke hükm eden senin sözündür,
Kalıbın kürsüdür, sultân sendedir.
Hey Rızâ, tâkat yok Hakk’ı inkâra;
Sen mahrem imişsin dîdâr-ı yâra,
Şimdi âgâh oldum sırr-ı esrara :
Âlemi yaradan vicdân sendedir.
Rıza Tevfik

 

Yukarıdaki şiir Şevki KOCA’nın Mürg-i Dil kitabından alıntıdır.

 

 

ŞAİR RIZA TEVFiK BÖLÜKBAŞI VE FELSEFİ DÜŞÜNCESİ
Prof. Dr. İbrahim Agah ÇUBUKÇU

Loader Loading...
EAD Logo Taking too long?

Reload Reload document
| Open Open in new tab

 

MAKAMI:

 

İnternette Feylesof Rıza Tevfik Bölükbaşı:

Hece vezninde yazdığı şiirlerle tanınan Rıza Tevfik Bölükbaşı, felsefeye merakı nedeniyle Feylezof Rıza olarak anılırdı. Tıp eğitimi gören Rıza Tevfik, Osmanlı döneminde milletvekilliği, Millî Eğitim Bakanlığı da yapan çok yönlü bir kişilikti. Politikadaki tutarsızlıkları ve ateşli kişilik yapısı nedeniyle olaylarla dolu bir ömür sürdü. Sevr Antlaşması’nı imzalayan Osmanlı delegesi olarak Yüzellilikler arasında yer aldığı için uzun yıllar sürgünde yaşadı; gurbet acısını, şiirlerinde dile getirdi. Sürgünde iken yazdığı “Uçun Kuşlar” isimli şiirinde yer alan,

“Uçun kuşlar uçun! Burda vefa yok!
Öyle akar sular, öyle hava yok!
Feryadıma karşı aks-i sedâ yok!
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.”
kıt’ası, o zamanki sıla özlemini dile getirir.

-0-

 

Eserleri

Les Textes Houroufis (Clement Huart’la birlikte. Eser Hurufi tarikatına ait Paris Millî Kütüphanesinde bulunan bazı yazma risalelerin Fransızcaya tercümesidir. Leyden/Hollanda, 1909):
Felsefe Dersleri (Darülfünûn’daki hocalığı sırasında okuttuğu Umûmî Felsefe, derslerinin notları. İst., 1914/1915;
Mufassal Kâmus-ı Felsefî (Bütün felsefî ıstılahların Arapça, Yunanca, Fransızca, Almanca, İngilizce ve İtalyanca karşılıklarıyle verildiği bir eser. Toplam on bir cilt olarak düşünüldüğü halde iki cildi yayımlanmıştır. 1914-1919) :
Abdülhak Hâmid ve Mülâhazât-ı Felsefiyesi (İst., 1919):
Ömer Hayyam’ın Felsefesi (Bu kitabın hal tercümesi kısmını Hüseyin Daniş yazmıştır. İM., 1919, II. baskı 1945) (Bu eserle ilgili olarak kaynaklarda değişik bilgiler veriliyor. R.Tevfık kendisi eserin ismini yukarıdaki gibi belirtirken, A.Uçman “Rübaiyat-ı Ömer Hayyam” ismiyle veriyor. Bu kaynakta baskı tarihi 1922 dir. Türk Dili ve Ed. Ansiklopedisi ‘nde “Ömer Hayyam’m Felsefesi” olarak gösterilirken, 1927’de basıldığı belirtiliyor. Eserin 1945’te yapılan baskısı “Ömer Hayyam’m Rubaileri” ismini taşımaktadır.):
Serab-ı Ömrüm (Bazı şiirler, Kıbrıs, 1934, 2.baskı: 1949): Tevfik Fikret (1943) .

Alıntı yeri: Antoloji.com

Diğer Şiirleri : Antoloji.com 

 

Neyzen Tevfik

Neyzen Tevfik (1879 – 1953)

Kabrinin yeri:

24 Mart 1879’da Bodrum’da doğan Neyzen Tevfik’in asıl adı Tevfik Kolaylı’dır. Babasının memleketi Bafra'nın Kolay nahiyesi olduğu için soyadı kanunuyla "Kolaylı" soyadını almış. Babası

 Rüştiye Mektebi muallimi Hasan Fehmi Bey, Annesi Emine Hanım’dır. Kendine özgü yergileri ve yaşam biçimiyle adını duyuran Neyzen Tevfik, babasının görevli bulunduğu Urla kasabasında, usta bir neyzen olan Berber Kâzım'la tanıştı ve ondan ney dersleri almaya başladı. Aynı günlerde de, ilk sar'a nöbetini geçirdi.

Bu arada okulu bırakan Neyzan Tevfik’i babası yatılı olarak “İzmir İdadisi”ne yazdırdı. Ancak sar’a nöbetlerinin yeniden başlaması üzerine okulu tamamen bıraktı. Ney’e duyduğu derin sevgiyle İzmir Mevlevihanesi’ne girdi. Neyzen Tevfik, burada Tokadizade Şekip, Tevfik Nevzat, Ruhi Baba, ve Şair Eşref gibi pek çok ünlü isimle ile tanıştı ve onlardan Türkçe'nin yanı sıra Arapça ve Farsça dersleri aldı. Şair Eşref, yalnızca dostu ve hocası olarak kalmayarak ona hicvin kapılarını da açtı. İlk şiiri bu günlerde, 13 Mart 1898'de “Muktebes” dergisinde yayımlandı.

1898 yılında, babası medrese öğrenimi için Neyzen’i İstanbul'a gönderdi ve Fethiye Medresesi'ne yerleştirdi. Ama Neyzen Tevfik, zamanını daha çok Galata ve Yenikapı Mevlevihanelerinde geçirdi. Bu arada Mehmet Akif Ersoy'la tanıştı ve Mehmet Akif, dönemin seçkin müzisyen ve edebiyatçıları ile tanışmasını sağladı. 1901 yılında, medrese giyimi olan cüppe ve şalvar yerine Akif'in verdiği setre pantolonu giymesi, akşamları medrese dışında kalması ileri-geri konuşmalara yol açınca, Fethiye Medresesi'nden ayrıldı. Önce Fatih'teki Şekerci Hanı'na, sonra da Çukurçeşme'deki Ali Bey Hanı'na yerleşti. Bu arada babasını tanıyan ve daha sonra Şeyhülislam da olan Musa Kazım Efendi onu kendi derslerine kabul etti.

Onun sayesinde Neyzen Tevfik, Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci, Şair Şeyh Vasfi gibi edebiyatçılarla tanıştı. Mehmet Akif'le dostluğu süren Neyzen, Mehmet Akif'e ney öğretti; Mehmet Akif de Neyzen'e Arapça, Farsça ve Fransızca öğretti. Dost çevresi içinde artık İbnülemin Mahmut Kemal, Tevfik Fikret, Uşakizade Halit Ziya, Ahmet Rasim, Tanburi Cemil, Hacı Arif Bey, Yunus Nadi de vardı.

1900 yılında, gramofon ticaretini ilk yapanlardan Gülistan Plâk Mağazası sahibi Hâfız Âşir Bey'le bir plâk doldurma girişimi oldu. Neyzen aşırı içkili olduğu için güçlükle doldurulan plâklar yine de basılıp piyasaya verildi. 1949'da yayımlanan Azâb-ı Mukaddes'e yazdığı önsözde belirttiğine göre, "yüze yakın plâk" doldurmuştur.

Öte yandan istibdata karşı olan gençlerle Sirkecideki İstasyon Gazinosu ve Güneş Kıraathanesi'nde bir araya gelir; yurt sorunlarına ilişkin ve istibdat karşıtı konuşmalar yaparlardı. Güneş Kıraathanesi'ne gelip gidenlerden Ziya Şakir, bir gün, sözü Eşref'ten açıp Jön Türk hareketinin önderlerinden Ahmet Rıza'ya getirerek Neyzen Tevfik'i konuşturdu ve tüm düşüncelerini öğrendi, ardından da ihbar etti. Gözaltına alınan Neyzen, sıkıntı dolu bir sorgulamadan geçirildi. Bu arada, daha önce tam otuz beş kez jurnal edilmiş olduğunu öğrendi. On beş gün sonra da serbest bırakıldı.

Serbest kaldıktan sonra kendisini Beyoğlu meyhanelerine attı. Bu esnada Sütlüce Bektaşi Tekkesi'ne devam ederek Şeyh Mümin Baba'dan nasip aldı. Siyasi baskının artmasından sonra  yurt dışına gitmeye karar verdi ve 1902 yılında Mısır'a gitti.

Neyzen Tevfik'in Mısır'da geçen yıllarına ilişkin olarak gerçekle gerçek olmayanı birbirinden ayırmak neredeyse imkansız. Ama geçimini neyi ile sağladığını ve hicvetmeye devam ettiği biliniyor. Mısır’da bir arkadaşı ile Neyzenler Kahvehanesi açıp işletti. Özbekiye Saz Bahçesi'nde çalarken plâk da doldurdu. Jön Türklerle ilişkili, bir dost toplantısında sarhoşlukla tabancasını ateşlediği ve duruşmada yargıca "haksızlık yapıyorsunuz" dediği için altı ay hapse mahkûm edildi. Ancak yaptığı itiraz kabul edildiği için bir buçuk ay yattıktan sonra özgürlüğüne kavuştu. Bu arada Feride adlı Lübnanlı bir kadınla iki ay birlikte yaşadı.
  1. Abdülhamit için yazdığı "Abdülhamid'in Ağzından Bir Nutk-ı Hümâyun" adlı hicvini İstanbul Kıraathanesi'nde okuyunca tutuklanmak istendi fakat çevrenin işe karışması ile kurtuldu. "Türk Aydınlarının Mısır Hidivi Hakkındaki Düşünceleridir" başlığı ile gazetelerde yayımlanan yazı nedeniyle hakkında tutuklama kararı verildi. Kurtulmak için de "Kaygusuz Sultan" adlı bektaşi tekkesine sığındı.
  2. Meşrutiyet'in ilânıyla Mısır'dan ayrıldı ve İzmir'e döndü. Daha sonra da İstanbul’a geçti. Çemberlitaş'ta bir han odasına yerleşen Neyzen Tevfik, seyretmek için gittiği ve Ferah Tiyatrosu'nda sergilenen "Sabah-ı Hürriyet" adlı oyunun İttihat ve Terakki'ce yasaklanması üzerine yaptığı konuşma yüzünden tutuklandı. Ardından kısa bir süre sonra da serbest bırakıldı.
Neyzen Tevfik 1910 yılında "sarıklı bir zâtın kızı olan Cemile hanımla", kardeşinin ve babasının karşı çıkmasına karşın, annesinin ısrarı ile evlendi ve bir kızı oldu. Ancak yürümeyen evliliği, kızı Leman henüz üç aylıkken kayınbabasının eşini alıp götürmesiyle son buldu.
  1. Dünya Savaşı yıllarında, Askeri Müze'nin kurucusu Muhtar Paşa'nın emrinde ve Mehterbaşı olarak askerlik yaptı. Düzenle başı hoş olmayan Neyzen Tevfik, herhangi bir meseleden dolayı Muhtar Paşa ile kavga etti ve askerden çıkarıldı. Daha sonra, dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın yalısında Mehter takımının verdiği konseri izleyen Almanya'nın Romanya'daki Kuvvet komutanının ilgisini çekti. Bazı kaynaklarda da onun çağrılısı olarak Romanya'ya gittiği yazılır. Romanya'da piyano eşliğinde konser verdi.
1919 yılında, ilk kitabı “Hiç”i yayınlandı.

1923 yılında Ankara'ya gitti ve kardeşi Şefik Kolaylı'nın yanında 4-5 ay kaldı. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı ve Mustafa Kemal'i yücelten şiirler yazdı bu sırada. 1924 yılında, arkadaşı Hasan Sâit Çelebi'nin de yardımları ile yazdıklarını “Azâb-ı Mukaddes” adı altında forma forma yayımlamaya kalkıştı ancak girişim başarılı olmadı ve iki formadan sonra noktalandı.

1926 yılında Atatürk'le tanışan Neyzen Tevfik, 1927 yılında sa'ra nöbetleri ve alkol yüzünden artık sık sık gideceği Toptaşı Tımarhanesi ve Zeynep Kâmil Hastanesi'nde tedavi görmeye başladı. 1928 yılında, ski dostu Mehmet Akif'i görmek için tekrar Mısır'a gitti ve bir yıla yakın bir süre yanında kaldı.

1930’lu yıllarda, ekonomik destek olsun diye, Vali ve Belediye Reisi Muhiddin Üstündağ'ın girişimi ile Konservatuvar'da görevlendirildi. 1940’lı yıllarda doktoru olduğu kadar dostları da olan Mazhar Osman ve Rahmi Duman'ın aracılığı ve Valiliğin oluru ile Bakırköy Akıl Hastahanesi'nin 21 nolu koğuşu ona ayrıldı. İstediği zaman gelir, yatar, dinlenir ve çıkar giderdi. Rahmi Duman, Neyzen Tevfik'le ilgili şunları yazmış; "Onu yakinen tanımak mazhariyetine 1932’de erdim. O tarihte genç bir asistan olarak Bakırköy Akıl Hastahanesi'ndeki 18 numaralı serviste (ehline) açmış olduğu şiir ve felsefe kürsüsünün hevesli ve usanmak, yılmak bilmeyen bir talebesi olmuştum."

9 Mart 1946'da, basın yararına düzenlenen bir konserde ney çaldı ve yaptığı taksimlerle izleyicileri büyüledi. 1949 yılında, dostlarından İhsan Ada, Neyzen Tevfik'in eserlerini, onun gözetimi altında, “Azâb-ı Mukaddes” adı ile kitaplaştırdı. 1951 yılında “Onu Affettim” adlı bir filmde önemli bir rolde gözüken Neyzen Tevfik, “Ağlayan Şarkı” adlı bir başka filmde ise, Suzan Yakar'la oynadı.

1952 yılında, arkadaşlarının ısrarı ile Şehir Komedi Tiyatrosu'nda jübilesini yaptı. 1930'larda İstanbul Belediye'sinin bağladığı yardım aylığını saymazsak Neyzen'in düzenli bir geliri hiç olmadı. Neyzen Tevfik'in söylenceleşen yaşamı 28 Ocak 1953'de son buldu. Cenaze namazı Beşiktaş'ta Sinan Paşa Camii'nde kılındı. Caminin avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısında ki Barbaros Bulvarını doldurdu. Memurların, profesörlerin, ileri gelenlerin yanı sıra kılıklarına çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar, sokak serserileri ve bin bir çeşit insan bir arada uğurladılar Neyzen'i bilinmeyene. Kim bilir belki de hiçlikten hepliğe…

Ne hayatı, ne dünyayı, ne de kendisini "hiç" kavramıyla ifade etmek değildi onun yaptığı. O, karşıtlıkların birbirini var ettiği algılayışımızda, var oluş derinliğinin sarhoşluğu içinde arayışını sürdürürken “Hiç” olanı fark etmişti. Para-pul, mal-mülk, şan-şöhret elinin tersiyle ittiği şeylerdendi. Adaletsizliğe, çıkarcılığa, kör inançlara, baskıya, otoriteye, din istismarına sert ve etkili bir üslupla hicivlerinde ve hayatında baş kaldırdı. Boynunda eski yazıyla “Hiç” yazardı.
Alıntı Adresleri:
“Kim Kimdir”

Bektaşi.net

Neyzen Tevfikin Şiirleri

Hicran kucağında tuttuğum sırdaş,
Çağlamış, bulanmış, durulmuş olsun
Sözüne sazına güven de yanaş
Kulağı ezelden burulmuş olsun

Burulmuş olsun, burulmuş olsun
Ölmeden hesabı görülmüş olsun

Boş kafa gezdiren seyyahlar gibi
Keşkülünün delik çıkmasın dibi
Ariften anlasın seçsin garibi
Hakikat yolunda yorulmuş olsun

Yorulmuş olsun, yorulmuş olsun
Ölmeden hesabı görülmüş olsun

Taan tepmiş olan gam kervanında
Dostunu konuklar tatlı canında
Koçlar gibi duran pir meydanında
Aslanlar yurdunda kurulmuş olsun

Kurulmuş olsun, kurulmuş olsun
Ölmeden hesabı görülmüş olsun

Gel dese de bakma nakes aşına
Bir fırsat arar da kakar başına
Dostun namerd dehrin mihenk taşına
Felaket pazarında vurulmuş olsun

Vurulmuş olsun, vurulmuş olsun
Ölmeden hesabı görülmüş olsun

Duysun aşkın elindeki rebabı
Okunsun alnında çile kitaı
Neyzen gibi günahının hesabı
Mezara girmeden sorulmuş olsun

Sorulmuş olsun, sorulmuş olsun
Ölmeden hesabı görülmüş olsun

-**-

 

Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer,
Ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer,
Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer,
Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer,
Gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer,

Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi,
Çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
Çevrilir dest-i kaderle bu şu’unun fili mi,
Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer,

İbret aldın, okudunsa şu yaman dünyadan,
Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan.
Niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan,
Önü yoktan, sonu boktan, bu kuru da’vadan
Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer.

Ne şeriat, ne tarikat, ne hakikat, ne türe,
Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre!
Ma’rifet mahkemesinde verilen hükme göre,
Cennet iflas eder, efsane-i Adem de geçer.

Serseri Neyzen’in aşkınla kulak ver sözüne,
Girmemiştir bu avalim, bu bedyi’ gözüne.
Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne,
Hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer.

Neyzen Tevfik’in mezar taşı:

Kazım Babaerenler

Makamı:

Balıkesir Başçeşme Mezarlığı

Nefesleri:

Allah nur semavatı
Gün Muhammed Ay Ali’dir
Gök yüzünün ümmehatı
Gün Muhammed Ay Ali’dir

Zühre Fatıma tüz Zehra
Bint-i haticetül Kübra
Ism-i Mübin ula uhra
Gün Muhammed .ay Ali’dir.

Ferkadan Haşan Hüseyin
Ütarit Zeynel Abidin
İmam-ı Bakır-ül metin
Gün Muhammed Ay Ali’dir.

Zühaldir İmam-ı Cafer
Kazım Rıza sırr-ı Hayder
Taki Naki Haşan Asker
Gün Muhammed Ay Ali’dir.

Müşteri Pir-i Horasan
Merihdir Mehdi-yi zaman
On iki burç kutb-i devran
Gün Muhammed Ay Ali’dir.

(Kazım Baba) mestaneler
Nura döner pervaneler
Sema’ eder seyyareler
Gün Muhammed Ay Ali’dir.

Turgut Koca Halife Babaerenler ve Adviye Anabacı

Tanım:

Turgut Koca H. Babaerenler:

Kâzım Baha’nın oğludur. Annesi Saliha Hanımdır. 1921 yılında İstanbul’da doğmuştur. Bomonti İlkokulunu, Kabataş Erkek Lisesinin Orta Okul bölümü ve Deniz Lisesini bitirerek orta öğrenimini tamamlamıştır. Deniz Harp Okulunun

Makine Mühendisliğini 1944 yılında bitirerek Subay Mühendis olarak orduya katılmıştır. Daha sonra Kara Kuvvetlerine geçerek K.K. Ordonat fabrikalarında

çekirdek mühendis personel olarak 32 yıl görev yapmıştır. Uzun zaman Balıkesir Ana Tamir fabrikasında ve Tuzla Askeri Jeep Fb. da çalışmıştır. 1976 yılında emekli olmuştur. Uzun yıllar serbest olarak çeşitli fabrikalarda teknik danışmanlık yapmıştır. 1944 yılında Mora’lı Mücerret Halis Baha’dan nasip alarak Nazenin tarikatına girmiş, 1949 yılında Muhtar Yeğtaş Baha’dan vakfı vücud erkânı ile derviş olmuş, daha sonraları Doç Dr. Bedri Noyan Dede Baha’dan Babalık icazeti ve 1978 yılında yine Bedri Noyan Dede Baha’dan erkân
üzerine Hilâfet almıştır. Eşinin adı Adviye’dir.

Adviye Koca Anabacı:

Silistre’nin Karalar köyünde ailesinin tek çoçuğu olarak (Aralık 1930) dünyaya gelmiştir. Çoçukluğu Romanya’da 2. Dünya savaşı hazırlıklarının ve sıkıntılarının içinde geçmiştir. 1949 yılında Haydar Cemil Baha’dan (Demir Baba Dergahı Postnişini ) henüz bir genç kızken nasip almıştır. 1951 yılında , dünyada gelişen akımların neticesi ailesi ile birlikte Türkiye’ye gelmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir.Turgut Koca ile tanışmaları da bu dönemdedir. 1951 yılının son ayında evlenmişlerdir. Bu evlilikten iki erkek, üç kız çoçukları olmuştur. Eşinin görevi gereği bir müddet Balıkesir’ de daha sonra İstanbul’ da yaşamışlardır.
Tariki Nazenin, diğer adıyla Bektaşi Tarikatının İslam tarikatleri içinde özel bir yeri vardır. Bu özel yeri edinmesinde Türk töresinden getirdiği motiflerin önemi büyüktür. Bunların belki de en önemlilerinden biri de “kadının konumu“na ilişkin olanlarıdır. Bilindiği üzere Bektaşilerde kadının konumu erkeğe göre ikincil değildir. Bu motifi Bektaşilik Türk töresinden getirmiştir. Adviye Anabacı da her fırsatta Türk töresinin güzelliklerini bizlere hatırlatmıştır.

Adviye Anabacının kırk lokmasında yapılan törende, Turgut Koca Baba erenlerimiz: “Anabacı, müctehitliğin sadace erkeklerde değil, Bacılarda da olabileceği fikrini Türk kızına emanet etmiştir.” Demiştir. 17.10.1996 tarihinde hakka yürüyen Adviye Koca ( Turgut Koca H.Babaerenlerin tanımıyla “Beyaz Melek” ) 18.10.1996 Cuma günü, (Şah Kulu Sultan ) Merdivenköy Dergâhı mezarlığında sırlanmıştır. Garip bir tasadüf, tam bir yıl sonra 15.10.1997 tarihinde Hakka yürüyen Turgut Koca H.B.17.10.1997 cuma günü yine aynı yerde
sırlanmıştır. Onların, onları sevenlerin gönlünde yaşadıklarına inanıyoruz. Her ikisinin de ruhu şâd ve handan ola…

Eserleri:

 

Nefesleri:

Hü Dost
Güneşi efalim ihata etti.
Merihte, Zuhrede, Ayda dolaştım.
Sıfatım (Alel arş istiva) oldu
Külli şey’in ıhai hay’da dolaştım.

İçtimaya gelen menşurum imiş.
İstikbale çıkan, gururum imiş.
İhtilâf-ı manzar zahurum imiş,
Kehkeşanlar ile sayy’da dolaştım.

İman ikliminde, olmuşuz şua.
Sûri mahrekimiz, La ile illa.
İntiha makamı: (Kurbi ev’edna).
(Kabe kavseyn) ile yayda dolaştım.

Zuhal devri ile Âdeme geldim.
Havvanm vavında husufa girdim.
İn’ikas eyledim: Ahmedi gördüm.
Ehl-i Beytle altın soyda dolaştım.

Kelâm-ı Nefs imiş, (Şeraben Tahur).
Müşteri hafıza, Utarit; şuur.
Mahitapta Mubin, Afîtapta Nur.
Hey’et-i akl ile Hayda dolaştım.

Esma ve sıfatla teferrüd ettim.
Maye-yi zatıma teabbüt ettim.
Zamandan, mekandan tecerrüd ettim.
An-ı dâim olup, tayy da dolaştım.

Nokta idim, harfle yazdılar beni. (1)
Levha-yı mahfuza dizdiler beni.
Kırklar meclisinde ezdiler beni.(2)
Cur’adan içinde meyde dolaştım.

(Turgut Baba) dedi, dinleyen âkil.
Aleme hükm eden, İnsan-ı Kâmil.
Tanbur-ı aşkınla oldum suz-i dil,
Beste nigar ile nay’da dolaştım.

 

Arş-ı müstevide

Arş-ı müstevide, aşk meydanında,
Tercüman okuduk, niyaza geldik.
Soyunduk varlıktan, çekildik dara
Enel Aşk sırrını ağaza geldik.

Horasan postunda görüldü didar.
Taht-ı Muhammedi; Minber-i envar.
Bir gerçek mürşide vermişiz ikrar.
Cemaline karşı namaza geldik.

Küre-yi aşkınla hal olduk ebed
Mihrabın levhası sırr-ı müeyyed.
Meydan taşı derler, hacer-ül esved.
Harem-i şeriften Hicaza geldik.

Erdik nüktesine Vahidiyetin.
Ayninin ayniyiz Ehadiyetin.
Gördük çerağını ferdaniyetin.
Bu kesret milkinde icaza geldik.

(Turgut Baba) söyler, ey nur-i Celi.
Gönül ikliminde etti tecelli.
Bezm-i erenlerde bülbül misali,
Nefesler söyledik, düvaza geldik…

 

Kaynak:

Yukarıdaki özgeçmiş ve nefesler aşağıdaki kitaplardan alıntıdır.

Pir Nefes Üstad    yazar: Turgut Koca
Gül Deste NEfesler- Ezgiler-Notalar                      yazarlar: Turgut KOCA ve Zeki ONARAN

Gül Baba

Gül Baba, sadece Bektaşilerin değil, Macarların da çok sevdiği ve saygı duyduğu ermiştir. Doğum yeri Amasya’nın Merzifon ilçesidir. Birçok  Macarlar gelin ve damat evlendikleri gün Gül Baba’yı da ziyaret edip dua ederler.
Doğum yeri: Merzifon
Ölüm tarihi ve yeri: 1 Eylül 1541, Budin

Ignacz Kunos’un Gül Baba Masalı

Gül Baba Türbesi resimleri

 

 

Mehteran

Yeniçerilerin “bando teşkilatına”, “Mehterhane” denilirdi.
Her yeniçeri “ortasının” bir kat mehter takımı bulunurdu.
Bir kat mehterhane, şu enstrümanlardan meydana
gelirdi;
1- Bir adet – Tabi (Davul)
2- Bir adet – Nakkare (Çift dümbelek)
3- Bir adet – Zurna
4- Bir adet – Boru
5- Bir adet – Zil (Halile)

Belirtilen sazlardan ikişer tane bulunursa; iki kat, üçer
tane bulunursa; üç kat mehterhane adını alırdı. Yeniçeri
ağasının en az beş, en çok yedi kat. Padişahın ise, dokuz kat
mehter takımı olurdu.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeniçeriler, Allah yolunda hizmet ederken, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.S), Hz. Aliy-el Mürteza, ve Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerinin himmetleri niyaz edilirdi.

BALIM SULTAN ERKÂNNAMESİNE GÖRE
MEHTER GÜLBÂNG-İ
EYYÂM-I GÜLBÂNG

Bismişâh, Allâh Allâh
Celil-i Cebbâr, Mûin-i Settâr, Hâlik-i Leyl-ü ven nehâr
Lâ-yezâl, zül-celâl Yek’dir Allâh yek,
Allâh’ın birliğine, küffârın körlüğüne
Ve Resûl-ü Enbiyâ, Peygamberimiz, Efendimiz,
Cenâb-ı Ahmed-i Muhammed Mustafâ
Ve Al-i evlâd-ı Resûl-ü Müçtebâ’nın imdâd-ı ruhâniyetlerine,
Pir’an, Mürşidân, Aşıkan, Gavs-el Vâsılîn,
Hamâley-i Kûr’an Esseyid Muhammed Hacı Bektâşı Velî
Ve, Güzeştegân-ı Pir’an ve Ehl-i İslâm ervâhına,
Ve Dest-grimiz Balım Sultan âyn-i inayetine,
Hünkâr-ı İslâm, İbn-üs-Sultan,
Bilcümle İslâmın necât, saadet ve selâmetine
Üçler, beşler, yediler, kırk’lar, üçyüzaltmışlar
Ve binbirler demine…
Nûr-u Nebî, Kerem-i Ali, keremât-ı Veli,
Gülbang-i Muhammedi
Pirimiz, Hünkârımız, üstadımız
Kutbül Arifin, Hâc-ı Bektâş-ı Veli
Demü, devranına Hü diyelim, Hüüüü….

Kaynak:

Yukarıdaki bilgiler resim ve Gülbank  “ÖNDENG SONGUNG GÜRGELE Bektaşi Kültür Argümanlarına Göre YENİÇERİ OCAĞI VE DEVŞİRMELER    ŞEVKİ KOCA” adlı kitaptan alıntıdır.

Yeniçeriler

Osmanlı Devletinin ve Yeniçeri ordusunun kuruluşunda Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin himmeti vardır.

… Allah Allah sayhalarıyla yer gök dolmuştu. Hacı Bektaş-ı Veli alana ulu bir ateş yaktırmış, üstüne bir kazan oturtmuş, aş pişiriyordu. Hacı Bektaş-ı Veli ağır ağır doğrulmuş, sağ elini batı istikametine çevirmiş; Manen İstanbul’un, Kosova’nın, Belgrad’ın, Varna’nın, Budapeşte’nin fethini
işaret ediyordu. Orhan bey, alana onikibin kişilik bir ordu derlemişti. Evliyalar Hünkarının batıya yönelmiş kolunun yeninden askerler çıkmaya başlamıştı. Büyük Evliya, büyük kerametler izhar ediyordu. Bu askerler, tamam oniki neferdi. Hacı Bektaş-ı Veli, askerlerden birinin başına sağ elini dayamış dua ediyordu; Kılıcınız Türk sancağı altında parlasın. Sözünüz üstün, yüzünüz ak olsun; Giriştiğiniz her
savaşı kazanmanız için, size bu kutsal “Kazanı” armağan
ediyorum…   [YENİÇERİ OCAĞI VE DEVŞİRMELER   sayfa:24  Yazar: ŞEVKİ KOCA]

Yeniçeri, padişahı koruyan askerlerdi, bugünkü karşılığı Cumhurbaşkanı’nı koruyan muhafız alayıdır. Yeniçeriler, gerektiğinde savaşa da girerlerdi. Yeniçeri savaşa girince karşı taraf çekilmeyi yeğlerdi.

Devşirilmiş, Bektaşi uslûbu ile İslam olan Balkan ve Avrupalı gençlerdi. Ailelerinden özel kriterlere göre seçilir ve yeteneğine göre aldıkları eğitim ile Devlette görev alırlardı. Başta, isteksiz olarak verdikleri çocuklarının Vali olarak geri döndüğünü gören yöre halkları daha sonra çocuklarını gönülle vermek istemişlerdi.

Savaşanlar Bektaşi Babaları tarafından komuta edilirlerdi. Kırk yaşında emekli olur, sivil hayata geçer, evlenebilirlerdi. Bazıları Bektaşi Babası olarak hizmet vermeye devam ederdi. Devletten ulufe adı altında ücret alırlardı.

Savaşlara Yeniçeri’nin Mehteran grubu da eşlik eder savaşanların azmini artırırdı. Aldıkları Bektaşi eğitimi ve uslûbu ile yüksek sesle gülbanklar çekilirdi. Gülbanlarda; Allah yolunda hizmet ederken, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.S), Hz. Aliy-el Mürteza, Ehli Beyt ve Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerinin himmetleri niyaz edilip cenke başlanırdı.

İlâ-yı kelimetullah
Cihâd-ı fî-sebulûllâh ve Ehl-i Beyt-i Resulullah
Uğrunda, ser verip-ser alan, pala sallayan
Gaziyânın rûh’ları mübarek ve muazzez ola
Sahib-i Kûr’an Muhammed Mustafa ve sahib-i
Zülfikâr Aliy-yel Mürteza ve Sahib-i Seyf
Eba-Müslim-î Horasân-i ve Sahib-i Nefes,
Hünkâr Hacı Bektaşi Velî El-Horasân-i Efendilerimizin
Himmet-i rûhaniyeleri, üzerimizde hâzır ve nâzır ola…
Eli kan, dili kan, sine üryân, ciğeri büryân,
Meydan-ı şehâdet’te Allah yoluna revân…
Gâzâ-yı Şühedâ’ya Cemâl-i Hâk görünür â’yan…
Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan
Ya Rahim, Ya Rahman, Ya Reccânâ, Ya Deyyan
Resûl-i Kibriyâ Ahmed-i Muhtar Muhammed Mustafa
Âl-i evlâdı hamse-yi ve Ehl-i kesâ-yı İmdadî
Ruhaniyetlerine,
Hünkâr-ı Evliyâ Esseyid Muhammed Hac-ı Bektâş-ı Veli,
Kaddesıllahü sır-rül aziz Efendimizin,
Himmeti velâyetine ve Dest-grimiz Balım Sultan
Ve güzeştegân-ı piran âyn-ı inayetine
Şah-ı Şühedâ Sultan-ı mükerrem,
Hüseyn-i Kerbelâ’yı Müçteba sırrına…
Nuru Nebî, Kerem-i Alî, Kerâmat-ı velî,
Pirimiz, Hünkârımız, Kutb’ül Arifin,
Hacı Bektâş-ı Veli demine,
Üçler, beşler, yediler, kırk’lar dem-ü devrânına
Hü, diyelim
Hüüüüü….

Yeniçeri askerleri; Mehteran, Sak’alar, Humbarcılar, Cebeciler, Topukçular, Arabacılar, Lağımcılar, Kalebent’ler, Piyadeler ve Karakullukçular olmak üzere on gruba ayrılmışıtr. [YENİÇERİ OCAĞI VE DEVŞİRMELER Sayfa: VII   Yazar: ŞEVKİ KOCA]

 

Kaynak:

Yukarıdaki resim ve yazıların hemen hepsi merhum Dervişimiz ruhu şad ve handan ola;  Z. ŞEVKİ KOCA (Fecri) nin eseri:

“ÖNDENG SONGUNG GÜRGELE
Bektaşi Kültür Argümanlarına Göre
YENİÇERİ OCAĞI VE DEVŞİRMELER
ŞEVKİ KOCA” adlı kitabından alıntıdır.

 

 

 

 

Bu kitabın içindeki bazı konular:

Kuruluşa Dair Rivayetler, Yeniçeriliğin Kuruluşu, Öndeng Songung Gürgele, Pençik Kanunu, Pençik Kanununa göre Devşirme, Devşirme Esasları, Yeniçeri Kurmay Başkanlığı, Kazan-ı Şerif, Mutbak ve İaşe, Giysileri, Bayrak ve Alemleri, Şehireminliğinde Yeniçerilerin Rolü, Ünlü Bir Devşirme, Mimar Sinan, Yeniçeri Erkânında Hatalı Değişiklikler, Yeniçeriliğin Kaldırılması, Cenk Gülbâng-i, Mehter Teşkilatı, Yeniçeri Kahvehaneleri,

 

Ayrıca bkz: http://www.bektasi.net/yeniceri.html

 

Bektaşi Nefesleri-melodili

Geri bildirim için:

YouTube da Bektaşi Nefesleri: